11 Haziran 2008 Çarşamba

Yazı mı? Tura mı?

Yazı mı? Tura mı? Aslında bütün mesele bu! Sizin için çok şey ifade etmiyordur büyük ihtimalle, ama benim için ediyor. Hemde çok. Bu olay benim tüm hayatımı yönlendiriyor. Öyle ki bu konuda yazıp yazmıyacağıma karar verirken de yazı tura attım. Bazıları abarttığımı söylüyor. Ama yanılıyorlar! Nasıl onlar nazara inanıyorsa bende buna inanıyorum işte. Onlar insanların başının üstünde kurşun gezdirirken oluyorda ben yazı tura atınca mı abes kaçıyor?

İnsanlar çoğu zaman ikileme düşer ve stres altına girer. Niceleri bu yüzden delirdi, hayatındaki dengeyi yitirdi. Benimse yanımdan bile geçemez bu stres denilen illet. Nasıl mı? Tabii ki bozuk param sayesinde. 7/24 yanımda olan bir kurtarıcı. Çiçek mi? Yüzük mü? Pide mi? Kebap mı? Parfüm mü? Kolye mi? Hiç yıpratmıyorum kendimi...

Bu işi nasıl keşfettin derseniz, hemen anlatıyorum. Yıl 1989, anneannemin Kumburgaz' daki yazlığındayız. 6 yaşındaydım ve oraya ilk kez gitmiştim. Benim için çok büyük bir yerdi orası. Kırıta kırıta yürüyen ablalar, arkalarında üç bacaklı abiler, dondurmalar, şekerler, çikolatalar.. Aklım almıyordu.. Yine çok sıcak bir günde dışardayım, gölgede 34 derece, ben hiç gölgede durur muyum? Atıyor kendimi 39 derecedeki güneşin altına. Yanımda en yakın arkadaşım Haydar var, karşındanda komşunun torunu Nadir geliyor. Elinde 2 tane Çamlıca gazoz var. Soğuk hemde. "Hanginize veriyim bunu" diyor, tabi o sıcakta Çamlıca' yı gören her çocuk isterdi onu. " Beeen" diye atlıyoruz ikimizde. Cebinden bir demir çıkarıyor Nadir, yazı mı tura mı? diyor bana bakarak. Tura diyorum. Nadir parayı zarifçe havaya atıyor. Yere düşüyor ve işte Ulu Önder bana bakıyor. Tura! Kapıyorum gazozu.

O günden beri her zor anımda bu yöntemi kullandım. Hayatımda hiç bir kararı kendim vermedim. Hep bu yönteme başvurdum. Sizin anlıyacağınız karar verme yetimi kaybettim. Şu an önümde 3 seçenek var ve ne yapacağımı bilmiyorum. Evet evet İdda oynuyorum. Maç üç ihtimalli !

Hiç yorum yok: